6 Şubat 2014 Perşembe

Yakub HÂŞİMİ HAZRETLERİNİN TARİHÇE-İ HAYATI (k.s.)


Mevlâna Hâce Yâkub-i Sâniyyû'l-Üveysi El Hâşimi Hazretleri'nin Tarihçe-i Hayatı (kuddise sırruh)
Eûzubillâhiminişşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillahirabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmu alâ resûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain.
Evet, Cenâb-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de buyuruyorlar: “Benim dostlarım gök kubbemin altında mahfuz ve mâsun bir şekilde, bizim tarafımızdan adetleri malûm olmak kaydıyla hayatlarını devam ettirmektedirler.” Cenâb-ı Hak cümlemizi o mâsun ve mahfuz olan dostlarına bağışlayıp onlar ile hem dem kilsin.
Hoca efendi, 58’in soğuk bir mart ayinin ortalarında, İstanbul’un Fatih semtinde dünyaya gözlerini açmışlar. Ecdatları aslen Bağdatlı olup, Osmanlı’nın son dönemlerine doğru Türkiye’de görevlendirilmişler ve Trabzon ilimizin Of ilçesine yerleşmişler. Oradan da daha sonra İstanbul’a hicret etmişler.
Her Müslüman genç gibi çocukluklarında onlar da dini bir terbiye üzerine yetişip mahallelerinde ki sibyan mekteplerinde dini eğitim almaya başlamışlar. Aileleri ilme intisab etmiş bir aile olduğundan o yolda sülûk etmeyi uygun görmüşler. Türkiye’mizin Güneydoğu vilayetlerinde; Mardin, Siirt, Bitlis, Diyarbakır, Adıyaman ve daha sonra İstanbul olmak üzere, önlerini aydınlatacak kadar, ilimde kendilerine takdir edilen nasibi almak için gayret sarf etmişler. Zamanın Sartlarına göre usul ve fürû ilimlerini değerli üstadlardan ahzedip, icazetlerini almışlar. Cizre ulemasından, meşhur Şeyh Seyda ve Nurullah Efendiden, Bitlis ulemasından Şeyh Maşuk ve Hoca Abdullah’tan, Siirt ulemasından Molla Yahya ve Molla Burhaneddin’den sarf, nahv, mantık, tefsir, hadis, fıkıh(fıkhı Hanefi ve Şafii), bedii, meani ve tasavvuf ilimlerini okumuşlar. Bilâhare, İstanbul’da Sadreddin Yüksel, Emin Saraç, Mehmet Savaş, Ahmet Çığman, Kürşat Yaren, Ahmet Davudoglu, Ali Yakup gibi Hoca efendilerden de usûl ilimlerini, kelâm ilmini, yine fıkıh, hadis, tefsir, siyer, tarih ilimlerini ahzetmişler. Fatih Sanki Yedim Camii imamı Mehmed Âşık Kutlu’dan ve Kasımpaşa’da Camii Kebir müezzini Kemal Hut Hoca efendilerden de  kıraat-i aşere talim etmişler.
Çocukluklarından beri fıtratlarında mevcut olan tasavvuf neşvesi yaşları kemâle geldikçe daha da belirginleşmiş, terbiyenin, manevi irşadın zorunluluğunu hissederek böyle bir eğitimden de müstağni kalamamışlar. Çocukluk yıllarında Kadiriyyül meşrep olarak başlayan tasavvufi hayatları daha ileriki safhalarda Nakşibendiliğe munkalip olmuş ve bilâhare Cenâb-ı Hak üzerlerinde cem’i turûk ederek; özellikle Nakşibendi, Kadiri, Şazili, Mevlevi ve Halveti tarikatlarında sulûk yapmayı nasib etmiş ve sâir bazı tarikatlerden de tefeyyüz etmişler.

İlk olarak, 1982 senesinde, Hind meşayihinin Müceddidiyye kolundan  Mevlâna Ahmed Said el Pûri’nin en meşhur halifelerinden, büyük âlim, fakih ve fâdil insan Es Seyyid Mevlâna Hüseyin Züvvâr el Karâçi (ks) hazretlerinden Naksibendiyye-i Müceddidiyye icazeti almışlar.
Bilâhare, 1984 yılında, Kadiri tarikatında Abdulkadir Geylani’den sonra ikinci pir olarak kabul edilen Seyyid Kasım Kadiri el Bağdadi (ks) hazretlerinin torunu ve yüksek hulefasi Es Seyyid Muhyiddin Geylani el Bağdadi (ks) hazretlerinden Kadiriyye-i Naciyye, Saziliyye-i Hassafiyye icazeti almışlar.
Bâdehu, zamanımızın büyük Gavslarindan Seyyid Abdülhakim Bilvanisi (ks) hazretlerinin meşhur hulefasindan, aslen Diyarbakırlı olup Medine-i Münevvere’de mücâvir bulunan, Mevlâna Abdussamed-i Ferhendi el Abbasi (ks) hazretlerinden de 1993 senesinde Nakşibendi’ye-i Halidiyye icazeti almışlar.
Gümüşhanevi silsilesinden Mehmed Zahid Kotku, Hacı Salih Bilgin hazretlerinden, Ihramcizade İsmail Efendi’nin halifelerinden İbrahim Yılmaz ve Avni Efendi hazretlerinden zâhiren; Murad-i Münzevi, Abdulfettah-i Akri, Küçük Hüseyin Efendi hazretlerinin ruhaniyetlerinden de mânen istifade etmişler. Bu yoldan aldıkları feyzi aldıkları şekliyle El-Hac  Mustafa Hilmi Başar Efendi, El-Hac Vahdettin Şimşek Efendilere aktararak onları  hilafet şerefi ile şereflendirmişlerdir.
Hoca efendi zaman zaman buyururlar ki: “Biz, yolumuzun Rabbani bir yol, metodumuzun Nebevi bir metod olduğuna inanıyoruz ve biliyoruz ki, bütün Nebevi yolların bir Ebu Bekir’i vardır. Bizim Ebu Bekir’imiz ve ser halifemiz de Mustafa Hilmi Efendi’dir.” Kendisi, Hoca efendi’nin yaklaşık otuz yeldir beraber oldukları, can yoldaşları, dert ortakları, hasılı tutan eli, gören gözü, konuşan dilidir. Peygamber Efendimiz’e (sav) Hz. Ebu Bekir ne idiyse Hoca efendi içinde Mustafa Hilmi Efendi odur.
Yetmişli yıllarda Türkiye’nin muhtelif beldelerinde Akıncılar teşkilatlarını kurarak bilâhare genel başkanlığına getirilmişler. Daha sonra Milli Selamet Partisi’nde değişik görevlerde bulunmuşlar. Türkiye’de siyasetin Arapçadaki kelime anlamından çekip politize edilip, kirlenmesinden sonra hayatlarını tamamıyla tâlim, tatbik ve teblig hizmetlerine adamışlar.      
Bir müddet Diyânet kadrolarında imamlık, kurs öğretmenliği ve fahri vaazlık görevlerinde bulunmuşlar. Daha sonra, hürriyetlerini elde etme adına istifa ederek hizmetlerine fahri olarak devam etmişler.
Hizmet anlayışları bireysel kemâlata erip, cemaatleşme seklinde ve insan eksenli olsa da, yani kurumsal çalışmalara ihtiyatlı yaklaşsalar da, düşündükleri hizmetleri sürdürebilmeyi daha da kavilestirmek için 12.12.1995 yılında, Hacegan Yakup Sani Vakfını kurmuşlar. Hâlen, vakıf bünyesinde çeşitli eğitim düzeylerinde okuyan öğrencilere burslar ve eğitim yardımları yapılmaktadır. Toplumun hangi kesiminden olursa olsun ihtiyaç sahiplerine sosyal yardımlar gerçekleştirilip, kültürel ve fikri alanda, çeşitli güncel ve genel konularda toplumumuzu aydınlatmak için konferanslar tertip edilmektedir.
Cenâb-i Hakk’ın yardımıyla, İstanbul, Sultanbeyli’de, 1997 yılında, 6 dönüm arazi üzerinde inşasına başlanan,  900 m2 oturum alanı olan; ilk katında üç bin kitaplı bir kütüphane, seminer, konferans, düğün ve her türlü kültür- eğitim ve sosyal faaliyetler için salonlar ve büyük bir aşevi; İkinci katinin tamamında mescit; üçüncü katında misafirhaneler ve bayanlara ait özel bölümler; Dördüncü katında ise tedris, tâlim ve terbiye amaçlı kullanılacak dershaneler, halvethaneler ve mutfağı bulunan, haftalık sohbet ve konferansların ardından yaklaşık 200 ilâ 300 kişiye yemek ikram edilen 4 katli Kültür Sitesi faaliyete geçirildi. Genel anlamda ulaşabildikleri herkese hayır getirecek projelerinin olmasına rağmen, (ihtisas eğitimlerinin yapılacağı; namaz, oruç, hac enstitüleri, klinik, doğum evi, kreş gibi…) 28 Şubat döneminin etkisi sonucu 2001 yılında Kültür Sitesi kapabilmiştir. Bunun üzerine hizmetlerine Maltepe Yüzevler’de kurdukları Nur Mescidi Derneği bünyesinde, 300 m2 oturum alanına sahip bir mescit inşası ile devam etmişler.
El’an da, ilim, amel ve ihlâs üçlüsünden oluşan bu terkib üzere, istikamet ve hizmete sa’y etmektedirler. Hakk’ı seven, hakikati arayan, Hak tarafından sevilmeye gayret eden dostlarıyla zaman zaman Hâcegân Konakları Mescidi’nde (Erzurum) bir araya gelerek sohbet-muhabbet, zikir-fikir ve hizmetten oluşan erkânlarını, usûllerini devam ettirmekteler. Ayrıca yurdumuzun çeşitli vilayetlerinde, yurt dışında ve mukaddes beldelerde dernekler, vakıflar, sohbet meclisleri, zikir halkaları kurarak irşad, tebliğ ve sosyal faaliyetlerini sürdürmeye gayret etmekteler. Hoca Efendi evli olup Hatice Sevda ve Mustafa Talha adında iki çocuk babasıdır.
Cenâb-i Hak cümlemizi rızasına, likasına mukârin eylesin, kendi rizâsi için yapılan bütün hizmetleri ve hizmetimizi şükre vesile kılıp müzdâd buyursun.
Ve âhiruddâvâna enilhamdülillahi rabbil âlemin. Ve sallallahu alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain.

02 ŞUBAT 2014 İSTANBUL SOHBETİ



26 OCAK 2014 İSTANBUL SOHBETİ


http://www.gulzarihacegandergisi.com/sohbetler/894-26-ocak-2014-istanbul-sohbeti.html

23 OCAK 2014 BAYRAMPAŞA SOHBETİ